Havuzun ve Hayatın Kulvarları Üzerine

Kendi deyimimle 35.000 km garantim dolmuş, tıbbi açıdan ise hareketsizlik 

sebebiyle 35 yaşında yüksek kolesterol ve karaciğer yağlanması ile tanışmıştım. 

Doktorun tavsiyesi çok net ve açıktı: Daha çok spor ve hareketli bir yaşam tarzı. 

2020 yılında bu amaçla tüm pandemi koşulları arasında açık havada yürüyüşe ve koşmaya başladım. Hava şartlarının uygun olmadığı günlerde de eliptik bisiklette saatler geçirmeye başladım. Sonuç çok başarılı oldu, 1 yılda 12 kg verdim ve tümkan değerlerimi normal sınırlar arasına çekmeyi başardım. Her güzel hikayede olduğu gibi, benim bu yüksek tempo kara sporlarımın bir sonucu olarak, sağ dizimde kıkırdak incelmesi ve eklem sıvısında azalma gibi sorunlar bu hikayenin sonu oldu.

Doktor tavsiyesi ile lise yıllarımda profesyonel olarak yaptığım spora geri dönüş için tüm şartlar sağlanmış oldu: Yüzme!

Havuzun kulvarları da, hayatın kulvarları gibi birbirinden farklı.

20 yıl sonra tekrar yüzmeye başlamak elbette kolay olmadı. Öncelikle uygun kapalı bir havuz bulmak gibi bir dert var. İstanbul’da birçok spor salonunun kapalı havuzu var ancak bu havuzlar irice birer küvetten daha ileriye gidemiyor. Ne büyüklük olarak, ne de hijyen olarak spor amacına uygun olarak tasarlanmamışlar. 

İstanbul’da havuzlar genelde başka sporlarla ilgilenen insanların spordan sonra ter atma mekanları olarak hizmet veriyorlar.

Ufak bir araştırmadan sonra kendime uygun kapalı havuzu buldum ve yüzmek için üyeliğimin ilk gününde kendimi havuza attım. Gittiğim havuzda 5 farklı kulvar bulunuyor. En uzaktaki kulvarda çocuklara yüzme dersi veriliyor. Oraya giremiyorsunuz… Geri kalıyor 4 kulvar. Göz ucuyla bakıyorum ilerideki ve ortadaki kulvarlarda hiç durmadan yüzen, kondisyonu iyi yüzücüler var, bu kulvarlar da bana göre değil… Bana ve merdivene en yakın kulvara giriyorum. Sanırım kondisyonumun eksikliği sonucu 50 metre yüzdükten sonra kimse görmeden kaçmak için en iyi kulvar orası olduğu için seçiyorum, kim bilir…

İlk gün pek yüzdüğüm söylenemez, 25 metrelik bir havuzda bir turdan sonra nefes nefese kalınca insan kendinden utanıyor. Toplamda yarım saat yüzüp, 200 kalori yakmanın gururu ve utancı ile hızlıca havuzdan çıkıp günlük hayata karıştım. 

Hayatta olduğu gibi, havuzda da kulvarları değiştirebilirsiniz Yüzmenin en sevdiğim yanı, hedeflere ulaşmak için kendinizi yavaş yavaş ve düzenli olarak geliştirme zorunluluğunuz. Kondisyonunuz bir günde artmayacak, ilk gün 300 metre yüzebiliyorsanız ikinci antrenmanda 800 metre yüzmeyi beklememelisiniz. Hedeflerinizi koyarak, düzenli antrenmanlarla onlara ulaşmanız mümkün.

Bir ay içerisinde 25 metre yüzdükten sonra nefes nefese kalan adamdan, 1 saatten kısa sürede 1km yüzmeyi başaran adama dönüşmek hiç zor olmadı. Her sporda olduğu gibi düzenli antrenman, sağlıklı beslenme ve biraz da motivasyon ile sonuç almak mümkün. Sonrasında ise kulvarlar arasında yükselmek kendiliğinden geliyor. 

Yüzmenin faydaları nedir? 

Yüzme, adeta bir terapi gibi. Su, arındırıcı ve yenileyici etkiye sahip. Serin su, zihni dinlendirir ve vücuda ferahlık hissi verir. Yüzme, hayatta zorlandığımız noktalarda bize destek olur. Suda olduğumuzda, kaygılarımızı unutur, zihnimizi boşaltırız. Yüzme ile sakinleşiriz ve bu durum bize hayatta karşılaştığımız güçlükler ile başa çıkma gücü verir. Uzun antrenmanlarda gündelik ve iş hayatındaki problemlere daha iyi  odaklanabilir, aradığınız çözümleri bulabilirsiniz. 

Yüzme, bir takım sporu olmaksızın da takım çalışmasını öğrenmeyi sağlar. Sadece tek başımıza yüzsek bile, bizimle aynı havuzu kullanan insanlarla bir uyum – ritim yakalayarak yarış yaparız, en azından ben öyle yapıyorumYüzme, kendimizi iyi tanımamızı sağlar. Havuzda, hatalarımızı ve zayıf noktalarımızı görme ve üzerinde çalışma fırsatı buluruz. Bu, kişisel gelişimimizi hızlandırır ve gerçek benliğimizi keşfetmemize yardımcı olur. Süslü cümleler oldu ama, sınırlarımızı öğrenmek ve hedeflerimizi belirlemek için yüzme güzel bir spordur. Hayatımızda stres kaynağı konuları suya teslim etmek, yüzmenin sağlığımızdaki etkisi kadar önemlidir. Yüzmenin fiziksel anlamda kan dolaşımını hızlandırır, metabolizmayı canlandırır, kilo kaybına yardımcı olur ve kan basıncını düzenler.

Yüzme sporunda teknoloji nerede? 

Tüm sporlarda olduğu gibi yüzmede de teknoloji inanılmaz bir hızla ilerliyor. Profesyonel yüzücülerin kullandığı mayolardan, havuz içi analizlerde kullanılan ai teknolojilerine kadar birçok inanılmaz gelişme son yıllarda yaşanmış. 

Benim içinse, gelmesini beklediğim tek bir teknoloji vardı: Havuzda yüzerken müzik dinleyebilmek! Bu hayalim gerçek olmuş. 

Ben bu sene öğrendim ama araştırdığımda birkaç yıldır bu teknolojinin hayatımız[da olduğunu öğrendim. Piyasada su altında müzik dinlemenize imkan veren birbirinden farklı markaların kulaklıkları mevcut. Eğer siz de uzun yüzme antrenmanları yapmayı hedefliyorsanız, su altında sevdiğiniz müzikleri dinlemek hedeflerinize ulaştırmayı kolaylaştırabilir. Benim tercihim Shokz. www.Shokz.com.tr adresinden tüm modelleri inceleyebilirsiniz. #Reklam

Sonuç olarak, yüzme hayatımız için birçok fayda sağlar. Hem zihinsel hem de fiziksel sağlık açısından çok önemlidir. Söylenebilecek bir diğer gerçek de, kim yüzme sporuna hayatının herhangi bir döneminde başlarsa başlasın, bu spora her zaman bağlı kalacağıdır. Umarım bu sporun bendeki etkisini anlatabilmişimdir. Herkese bol sporlu ve sağlıklı günler diliyorum.

Felsefeye Giriş

Herkese merhaba,

Felsefe insanlık tarihinin en eski kelimelerinden bir tanesi. Hepimiz günlük hayatlarımızda çoğunlukla yanlış anlamda da olsa, sıkça bu kelimeyi duyuyoruz ya da kullanıyoruz. Değerlerin temelden sallandığı bir dönemde, kavramların içinin boşalması çok sıradan bir durum. Felsefenin binlerce yıldır verdiği mücadele de tam bu noktada başlıyor. Felsefe sözcüğü TürkçeyeArapça “Rumi bilgelik geleneği” anlamına gelen falsafa (فلسفة) sözcüğünden geçmiştir. Arapçaya ise Eski Yunancadaki “bilgelik sevgisi” anlamına gelen philosophía (φίλος, phílos: “sevmek”; ve σοφία, sophía: “bilgelik”) sözcüğünden gelmiştir. Bilgelik sevgisi çok büyük anlamı olan bir söz öbeği gibi duruyor, değil mi? Günümüze tercüme edersek, bilgiyi seven ve sahip olan teknolojiyi de yönetir diyebiliriz. Dost meclislerinde bolca duyulan “felsefe yapma” cümlesinin aksine belki de ihtiyacımız olan daha çok felsefe yapmaktır. Bu seride sizlere meşhur filozoflardan bilgiler aktarmaya ve en meşhur akımlardan kalemim elverdiğince bahsetmeye çalışacağım. Ciddi giriş yazısının aksine, eğlenceli bir hale getirmek için uğraşacağıma söz veriyorum 😊

Peki felsefe yapmak ne demek? Felsefeyi birbirinden farklı birçok tanımla anlatabiliriz.

Kesin olan bir şey var, felsefe anlaşılmaz kelimeler ile bir görüşü manipüle etmek demek değildir. Bizim toplumca kızdığımız ve “Felsefe yapma yahu!” dediğimiz örneklerde genelde, karşımızdaki bizi sözleriyle ve düşünceleriyle içinden çıkılmaz durumlara sürüklemektedir.

Günümüzde sosyal bilim olarak sınıflandırılan Felsefe, tarihte pozitif bilimlerin gelişmesinde en büyük rollerden birini oynamıştır. Psikoloji ve sosyolojinin temelinde yer almıştır. İnsanların etraflarını anlamaya çalışmaya başlaması ile beraber “Nasıl iyi bir yaşam sürebilirim”, “gerçeklik nedir”, “nasıl doğruyu bilebilirim” gibi sorular sorulmaya başlamıştır. Felsefenin tam amacı bilgiye ulaşmak ve sorulmayan soruları sorabilmektir.

Sorulamayanı ve/veya sorulmayanı sormak insanlık tarihinde bilimsel gelişimin de temelini oluşturmuştur. Felsefe, Minerva’nın (Yunan mitolojisindeki Athena) baykuşu ile simgeleştirilmiştir.

Ünlü Alman filozof Hegel, “Minerva’nın baykuşu, kanatlarını gün batarken(alacakaranlıkta) açmaya başlar” sözleriyle felsefenin bilgelik arayışını, herkesin göremediğini gören bir arayış olarak tanımlamıştır.

Felsefe Öğrenmek Çok mu Zor?

Felsefeyi tarihsel süreçte ele almak ve akımları bu tarihi akışa göre öğrenmek süreci kolaylaştıracaktır. Bu seride amacım, temelden ilerleyerek daha karmaşık konulara doğru yol almak. Antik Yunan filozoflarının sordukları temel sorular ile günümüz filozoflarının sordukları sorular birbirinden farklı olabilmektedir. Tıpkı sanatta olduğu gibi bazı görüşler ancak belli bir öğrenimden sonra anlam kazanabilmektedir. Bazı sanat filmlerini izlerken bizim için anlam ifade etmemesi bizim anlam dünyamız ile ilgilidir. Mevcut akımlara ilişkin bilgimiz yetersiz olabilir, ya da Cem Yılmaz’ın da dediği gibi “O film senin için değil güzel kardeşim” diyebiliriz.

İlgilenenler için iki tane felsefeye giriş kitabı önerimi de aşağıya bırakıyorum:

Felsefe Konuşmaları – Felsefeye Giriş

Yazar: Karl Jaspers

Çevirmen: Abdurrahman Aliy

Yayınevi: Pinhan Yayıncılık

Felsefeye Giriş

Yazar: Nigel Warburton

Çevirmen: Mehemt Ata Arslan Kerem Cankoçak

Yayınevi: Alfa Yayıncılık

Mutluluk Nedir!

Mutluluk Nedir? Aristoteles Bu Sorunun Cevabını İki Bin Yıl Önce Verdi.

Mutluluk. Belki de üzerinde fazla düşünmeden kullandığımız bir terim… Muhtemelen mutlu olduğumuzu söylerken ne anlama geldiğini bile bilmiyor olabiliriz.

Hepimiz mutlu olmayı ve “iyi bir hayat” yaşamayı umuyoruz – bu ne anlama geliyorsa?!

Bunun aslında ne anlama geldiğini merak ediyor musunuz? “Felsefenin” temel rolü soru sormak ve insan düşüncesinin ve evrenin doğası hakkında düşünmektir. Bu nedenle, yaşamda mutluluk felsefesi tartışması, mutluluğun doğasının ve evren için ne anlama geldiğinin incelenmesi olarak görülebilir. Filozoflar eski zamanlardan beri mutluluğu araştırıyorlar. Aristoteles, “insan varoluşunun nihai amacının ne olduğunu” sorduğunda, amacın “mutluluk” olduğunu iddia ettiği şey olduğu gerçeğini ima etti. Bu eudaimonia’yı – “erdemi ifade eden etkinlik” olarak adlandırdı. Peki “eudaimonia” ne demek? Birazdan oraya geliyoruz 😊Bu yazının amacı, Aristoteles’in felsefesine daha yakından bakmak ve mutluluk ve “iyi bir hayat” yaşamakla ilgili “büyük” sorulardan bazılarını yanıtlamak da dahil olmak üzere hayattaki mutluluk felsefesini keşfetmektir.

Eski Yunan filozofu Aristoteles’i duymuşsunuzdur. “Mutluluk” tanımlarını Aristoteles’in ortaya koyduğunu biliyor muydunuz?

Atina’daki ilk bilimsel enstitü olan Lyceum’un kurucusu Aristoteles, mutluluk teorisini sunmak için Nicomachean Ethics adlı bir dizi konferans vermiştir. Aristoteles, “insan varlığının nihai amacı nedir?” diye sorar ve değerli bir hedefin “asla başka bir şey uğruna olmayan ve her zaman kendi içinde arzu edilen şeyin peşinden gitmek” olduğunu düşünür. Aristoteles, “mutluluk” teorisini geliştirirken doğa hakkındaki bilgisinden yararlandı. İnsanı hayvandan ayıran şeyin rasyonel kapasite olduğunu iddia etti – insanın benzersiz işlevinin akıl yürütmek olduğunu savundu. Zevkin tek başına mutlulukla sonuçlanamayacağını çünkü hayvanların zevk peşinde koşarak hareket ettiğini ancak insanların hayvanlardan daha büyük kapasitelere sahip olduğunu düşündü. Mutluluğu açıklamak için “eudaimonia” terimini ortaya attı. Basitçe açıklamak gerekirse, eudaimonia, ‘erdemi ifade eden etkinlik’ veya Aristoteles’in mutluluk olarak tasarladığı şey olarak tanımlanır. Aristoteles’in mutluluk teorisi şöyledir:”insanın işlevi belli bir tür hayat yaşamaktır ve bu faaliyet rasyonel bir ilkeyi gerektirir ve iyi bir insanın işlevi, bunların iyi ve asil bir şekilde yerine getirilmesidir. Yapılan herhangi bir eylem iyi yapılırsa, mükemmellik ile uygun olur: Ve bu durumda, o zaman mutluluk, ruhun erdeme uygun bir etkinliği olarak ortaya çıkar.Karışık felsefi cümlelere ve Türkçe terimler ile mücadele etmeye başladığımıza göre biraz daha anlaşılır bir özet geçmek faydalı olacak gibi: Aristoteles’in mutluluk teorisinin önemli bir bileşeni erdem faktörüdür. Mutluluğu hedeflerken en önemli faktörün “erdeme” veya – başka bir deyişle – iyi ahlaki karaktere sahip olmak olduğunu dile getirmiştir. Aristoteles, mutluluğun tüm bir yaşam boyunca, hemen, kısa vadeli zevk getirenin değil, “daha büyük iyiyi” seçmeyi içerdiğine inandı. Dolayısıyla Aristoteles’e göre mutluluk ancak hayatın sonunda elde edilebilir: bu bir amaçtır, geçici bir varoluş hali değildir. Aristoteles, mutluluğun kısa ömürlü olmadığına inanıyordu:”Çünkü bir baharı bir kırlangıç ya da güzel bir gün meydana getirmediği gibi, insanı mutlu kılan da bir gün ya da kısa bir zaman değildir.” Aristoteles mutluluk hakkındaki düşünceleri ile bugün hala derslere ve yeni tartışmalara konu oluyor. Klasik etik anlayışının temelinde yer alan Aristoteles etiği de tam olarak “Erdem” sahibi olmak ve iyi ahlaka dayanmaktadır. Günümüzde “Ahlak” kavramı içerdiği öznellik ve evrensel geçerliliğe sahip olmama özellikleri ile “erdemli” olmaktan uzaklaşmıştır.

 Hepimizin mutluluk tanımları farklı, siz kendi tanımınızda Aristoteles ile ortak noktalar görebiliyor musunuz?